I. TBMM'nin Açılışı ve Faaliyetleri

Kurtuluş Savaşı

Sesli anlatım

Bu konunun seslendirmesi hazırlanıyor. Hazır olduğunda buradan dinleyebileceksin.

23 Nisan 1920'de Ankara'da açılan meclis, İstanbul'daki hükümete muhalefet eden bir kurul değildi. Açıldığı gün kendini devletin kendisi ilan etti: kanunu o yapacak, hükümeti o kuracak, gerektiğinde yargıyı da kendi içinden çıkaracaktı. Bu tek cümle konunun yarısını taşır, çünkü sınavda gelen soru genellikle tarih sormaz — meclisin bir kararını verip "bu karar meclisin hangi niteliğini gösterir" diye sorar. Cevap neredeyse her seferinde aynı iki kelimeden çıkar: güçler birliği.

Bir yılın içine koca bir devletin kuruluşu sıkıştı: ihaneti tanımlayan bir kanun, üyelerini kendi milletvekillerinden seçen bir mahkeme, imzalanıp hiç yürürlüğe girmeyen bir antlaşma ve yirmi dört maddelik bir anayasa. Zor tarafı şu: bu dönemde her şey aynı anda oluyor. Ayaklanma bastırılıyor, Sevr imzalanıyor, anayasa yapılıyor, ordu sıfırdan kuruluyor. Kronolojiyi bir kez karıştırırsan hepsini birbirine karıştırırsın.

Meclis nasıl açıldı, ilk üç kararı ne oldu

Ankara'da bir meclis toplanması fikri 1920'de doğmadı. 22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi'nde "milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" cümlesi yazıldığında yol zaten çizilmişti. Fitili ateşleyen olay ise 16 Mart 1920'de İstanbul'un resmen işgal edilmesidir. Meclis-i Mebusan 18 Mart'ta çalışmalarına ara verdi, 11 Nisan 1920'de padişah tarafından resmen kapatıldı. Milletin seçtiği tek meclis ortadan kalkmıştı.

Mustafa Kemal 19 Mart 1920'de yayımladığı genelgeyle Ankara'da "olağanüstü yetkiye sahip" bir meclisin toplanacağını duyurdu. Seçimler yapıldı; İstanbul'dan kaçabilen mebuslar da bu meclise katıldı. 23 Nisan 1920 Cuma günü Hacı Bayram Camii'nde kılınan namazın ardından meclis açıldı ve en yaşlı üye sıfatıyla Sinop mebusu Şerif Bey kürsüye oturdu.

Ertesi gün üç iş birden yapıldı ve üçü de tesadüf değildi. 24 Nisan 1920'de Mustafa Kemal meclis başkanlığına seçildi. Aynı gün kabul edilen önergeyle "meclisin üstünde hiçbir kuvvet yoktur" ilkesi karara bağlandı. Yine aynı oturumda meclisin ilk kanunu çıktı: ağnam resmi, yani küçükbaş hayvanlardan alınan verginin oranı yeniden düzenlendi. İlk kanunun bir vergi kanunu olması sana tuhaf gelmesin, mesele paranın kendisi değil. Vergi koyma yetkisi egemenliğin en açık işaretidir; meclis daha ikinci gününde "bu ülkede vergiyi ben koyarım" demiş oldu.

2 Mayıs 1920'de İcra Vekilleri Heyeti Kanunu kabul edildi ve hükümet kuruldu. Bakanları meclis kendi üyeleri arasından tek tek seçiyordu; kanun kabul edildiğinde hükümeti kuran bir başbakan yoktu, heyetin başındaki kişi meclis başkanının kendisiydi. Bu ilk düzenleme sonuna kadar böyle kalmadı: Ocak 1921'den itibaren İcra Vekilleri Heyeti'nin reisi ayrıca seçilmeye başlandı ve bu göreve ilk gelen Fevzi Paşa oldu.

Sistemin mantığı değişmedi, hükümet yine meclisin içinden çıkıyordu. Meclisin adı başlangıçta yalnızca "Büyük Millet Meclisi"ydi. Başına "Türkiye" kelimesi 1921'de eklendi ve Mustafa Kemal'in 8 Şubat 1921'den itibaren kararları bu unvanla imzalamasıyla kalıcılaştı.