Davranışçı Öğrenme Kuramları

Öğrenme ve Gelişim

Sesli anlatım

Bu konunun seslendirmesi hazırlanıyor. Hazır olduğunda buradan dinleyebileceksin.

Davranışçı kuramlar tek bir iddiaya dayanır: öğrenme, gözlenebilen davranışta kalıcı bir değişmedir ve bu değişmeyi uyaranlar ile sonuçlar belirler. Çocuğun kafasının içinde ne olduğu bu kuramları ilgilendirmez, sınıfta ne olduğu ilgilendirir. Bu başlıkta kuram tarihinden çok sınıf vakası işe yarar. Elinde bir öğretmen davranışı vardır, öğretmen bir şey ekler ya da bir şeyi kaldırır, öğrencinin davranışı artar ya da azalır ve soru bu mekanizmanın adını ister.

Yani iki iş yapacaksın: önce klasik koşullanmayla edimsel koşullanmayı birbirinden ayıracaksın, sonra edimsel koşullanmanın içindeki dört sonuç türünü ayrı ayrı oturtacaksın. Bu ikinci iş, bu başlığın en çok yanılan kısmıdır.

Tek bir ayrım çoğu soruyu çözer. Klasik koşullanmada tepki uyaranın arkasından gelir ve kendiliğindendir; sen salya akıtmaya karar vermezsin. Edimsel koşullanmada ise davranışı organizma kendisi yapar ve ardından bir sonuç gelir. Birinde uyaran davranışı çıkarır, ötekinde sonuç davranışın akıbetini belirler.

Pavlov: klasik koşullanma

Ivan Pavlov Rus bir fizyologdu ve köpeklerin sindirim salgılarını inceliyordu. Fark etti ki köpekler yemek ağızlarına girmeden önce de salya akıtıyordu; yemeği getiren kişinin ayak sesi bile yetiyordu. Bunu bir deney düzenine çevirdi ve kuramın bütün kavramları bu düzenden çıktı.

Dört kavramı sırasıyla bil:

  • Koşulsuz uyaran, öğrenilmeden tepki doğuran uyarandır; Pavlov'da yemektir.
  • Koşulsuz tepki, bu uyaranın doğal sonucudur; yemeğe verilen salya akıtmadır.
  • Nötr uyaran, başlangıçta tepki doğurmayan uyarandır; zil sesi gibi. Zil ile yemek birkaç kez art arda verilince zil koşullu uyaran olur.
  • Koşullu tepki, artık tek başına zil karşısında verilen salya akıtmadır.

Sınıfa çevirelim. Bir öğretmen derse girerken kapıyı çarpıp bağırıyor. Bağırma koşulsuz uyarandır, öğrencideki korku ise koşulsuz tepki. Öğretmenin koridordaki ayak sesi başlangıçta nötrdür. Ayak sesi her seferinde bağırmadan hemen önce geldiği için bir süre sonra çocuk ayak sesini duyunca bile titremeye başlar. Ayak sesi koşullu uyaran, titreme koşullu tepkidir. Öğretmen o gün hiç bağırmasa bile.

Koşullanmanın kurulması için zamanlama belirleyicidir. Nötr uyaran koşulsuz uyarandan hemen önce ya da onunla birlikte verilmelidir; ayak sesi bağırmadan çok sonra gelirse çocuk ikisini eşleştiremez. Eşleştirme ne kadar sık tekrarlanırsa koşullanma o kadar güçlenir. Bu yüzden korkutucu bir olayın ardından sürekli aynı sınıf kapısı ya da aynı tahta akılda korkuyla birleşebilir.

Klasik koşullanmada beş olgu ayrı ayrı sorulur:

  • Genelleme, koşullu uyaranı andıran uyaranlara da aynı tepkiyi vermektir. Ayak sesinden korkan çocuk, bütün öğretmenlerin ayak sesinden ürkerse genelleme yapmıştır.
  • Ayırt etme, koşullu uyaran ile benzerlerini birbirinden ayırmaktır. Çocuk yalnızca o öğretmenin ayak sesinden korkarsa ayırt etme gerçekleşmiştir. Genelleme ile ayırt etme ters yönlüdür.
  • Sönme, koşullu uyaranın koşulsuz uyaran olmadan tekrarlanmasıyla tepkinin zayıflamasıdır. Zil çalınıp yemek verilmezse köpeğin salyası azalır. Öğretmen bağırmadan aylarca girerse korku söner.
  • Kendiliğinden geri gelme, sönmüş tepkinin bir süre dinlenmeden sonra yeniden görünmesidir. Sönme tepkiyi silmez, bastırır.
  • İkinci derece koşullanma, koşullanmış bir uyaranın başka bir nötr uyaranı koşullamasıdır. Zil artık koşullu uyaran olduğuna göre, zilden hemen önce yanan ışıkla ışık da tepki doğurur.

Watson ile Rayner'ın 1920'de yaptığı Küçük Albert deneyi korkunun koşullanmasını gösterir. Albert adlı bebek önce beyaz sıçanla oynamaktan hoşlanıyordu. Sıçan her gösterildiğinde arkada demir bir çubuğa vurulup yüksek ses çıkarıldı. Ses koşulsuz uyaran, korku koşulsuz tepki, sıçan koşullu uyarandı. Bebek kısa sürede sıçandan korkar oldu, korku bir süre sonra tavşan gibi benzer beyaz tüylü nesnelere de yayıldı; genelleme buradadır. Deneyin özeti tek cümledir: korku da öğrenilir.

Sınıfta klasik koşullanmanın en tanıdık ürünü sınav kaygısıdır. Düşük not alıp sınıfta aşağılanan bir öğrenci için aşağılanma koşulsuz uyarandır; sınav kâğıdı, salonun sessizliği ve gözetmenin adım sesi ise zamanla koşullu uyaran olur. Öğrenci kâğıdı elinde görünce bile terler.

Tersi de mümkündür: okuma saatini hep hoş bir ortamla eşleyen öğretmen, kitap görüldüğünde olumlu duygu doğuran bir koşullanma kurmuş olur. Koşullanmış korkuyu çözmenin yolu sönmedir: kaygı doğuran uyaranı kötü sonuç olmadan tekrar tekrar yaşatmak. Öğretmen sınav ortamını güvenli kılıp cezasız alıştırma sınavları yaptırdığında tam olarak bunu uygular.